Başlık garip gelebilir, fobi kısmından bir korku türü olduğu anlaşılıyordur yine de. Kendisiyle tanıştırayım sizi : Kuş korkusu. Bu korkuya sahip olan insanoğlu ufacık minicik serçeden tutun da kocaman kartallara ve devekuşlarına kadar her tür hayvandan korkar. Ki ben de bu talihsiz kesime dahilim. Azıcık karalayayım istedim bununla ilgili, sözlükte de bir entrym mevcut, kendisine şuradan ulaşabilirsiniz. O yazıdakiyle benzer veya bire bir aynı örnekler de verebilirim, önümüzdeki satırlar gösterecek bunu, kısfmet diyelim şimdilik.
Öncelikle bu korku neden çıktı, nasıl oluştu, bunu anlatayım ki hak verilsin bana. İlk olayı 4-5 sene önce anlatmıştı annem bana, o gün bebek sayılabileceğim dönemdeki bir olayı duymama rağmen bilinçaltı sağolsun her şey gözlerimin önüne geldi, sanki tekrar oluyormuş gibi korktum. Geçelim olayların ilkine ve bu korkuya sahip olmamın sebebine. Sevgili bloggerınız Franchi yani Fırat daha küçük yaşta, tam da bacak kadar denilen boyutlardayken başına gelenlerden ötürü ornitofobik oldu. Ben annesi çalışan bir yavrucaktım, haliyle annem doğumumdan sonraki ilk 5-6 aydan sonra 24 saat sürekli olarak benim başımda duramıyormuş. Hem anne hem baba devlet memuru olunca da bakacak birileri lazım oluyor ki alt katımızdaki manevi anneanne ve dede yetişiyor olaya. Doğumdan önce olduğu gibi doğumdan sonra da onlar bakıyor. Bizim oradan taşınıyorlar ama eve bir kaç dakikalık uzaklığa. Ben o mesai saatleri sırasında bakıldığım evde üst katta balkonda oynarken Suzan anneannem bir anda çığlık seslerimden irkilmiş, bakmış ben salya sümük ağlıyorum gözlerim kıpkırmızı. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken benim aşağı bakıp ağladığımı görmüş. Olay şu ki, tavuk ve civcivler bahçede geziniyor(Marmaris'in merkezinde tavuk beslenebilecek kapasitede bahçeli evlerin olduğu dönemmiş bak, onu da şimdi farkettim), civcivler öylece bahçede amaçsızca cip cip diye gezerlerken pek sevgili kedi bu civcivlerin tadını merak ettiğinden olsa gerek, üzerlerine koşuşturuyor. Anne tavuk da can havliyle kediyi delik deşik ediyor hindi gibi kabararaktan gagalayıp, kedi de attığı pençelerle tavukta biraz hasar bıraksa da tavuğu yemek dışında o yaşımda bile sevemeyen ben kedideki ağır yaralanmadan ötürü oturup ağlıyorum. Belirteyim hemen, kedi de en sevdiğim hayvandır, zira o yüzden şu an evimde Peri adında bir canavarla yaşıyorum. Neyse efenim, kedi kanlar içinde kıvranıyor, tavuk ise aldığı darbelere rağmen civcivleri kurtarmanın verdiği gazla bahçede daha bir coşkulu dolanıyor. Kabarmış ve biraz da kanlarla bezeli tavuktan öyle bir korkmuşum ki o an sağdan soldan insanlar ayağa kalkmış bebeğe birşey oldu diye. Ki bu olay 89 yılınının mayıs-haziranı gibi olmuş, yani 1.5 yaşımdayken tam olarak. Olayın akşamında anneme durum anlatılıyor, yavrum canım bebeğim nidalarıyla ben okşanıyorum sakinleştiriliyorum. Kedi ölmüş mü ölmemiş mi şu an bile bilmiyorum. Ben akşam neşelendiriliyorum, uykuya yatılıyor ev halkı olaraktan ki halk zaten anne-baba ve ben olaraktan 3 kişilik nüfusa sahip o dönemde. Gece anne-baba mışıl mışıl uyurken ben çığlıklar atarak normalden kat kat daha fazla terlemiş olarak uyanmışım. Yattığım yer neresiyse artık yataktan inip yatağıma bakaraktan ağlıyormuşum. Annem sakinleştirmeye kalksa da fayda etmemiş. O ana dair annemin hatırladığı en net şey ise benim "anne orda, beni yicek annecim, beni yicek anne orda orda bak yatakta, beni yicek ısırcak anne" diye hıçkırarak ağlamalarımmış. Annem ne orda diye bana sormuş "tavuk anne beni yicek orda bak tavuk" diyerekten bir daha feryat etmişim. Gündüz yaşanan o olayı kabus şeklinde ve kendimi kedinin yerinde görmüş olmalıyım ki tavuğun beni yiyeceğini iddia ederek uyanmışım. Bu olaydan sonra bir daha tavukla pek iletişime geçmemişim. Tavuk korkusu da büyüye büyüye bu fobinin kendisine gelmiş işte. Şöyle yazıp geçince, tüyler biraz diken diken oldu, kalpte ritm yükselmesi oldu istemsizce. Korkuyorum arkadaş.. Tavuk nedir ya. Bırakallasen, öyle hayvan mı olur.
Neyse gelelim bir sonraki olaya. Bu defa yaş 2.5, vahim olayın 1 sene ertesi ki zaten kuş-tavuk korkusu zirve yapmış durumda. Datça'da tatil maksadıyla babaanne-dede ziyareti yapılıyor, bu ziyaret kapsamında "çocuk korkuyor tavuktan, üzerine gidelim, korkmasın alışsın" maksadıyla babaannemin tavuklarıyla biraz vakit geçirtiyorlar bana. Civcivlerle işe başlamış olacaklar ki kaçıp gitmemişim ilk etapta. Kaçıp gitme demişken, olayın devamı bunun üzerine kurulu. İnsanların yanında yalandan bir tavuk sevgisi gösterip çok yaklaşmadan sever gibi yapmışım ben bunları. İnsanlar ayrılınca da elime geçirdiğim taş ve benzeri mühimmatı daha ilginç ve sıradışı gözüken horoza doğru fırlatıp aklımca intikam denemeleri yapmışım 1 sene evvelki o vahim olay için. Horoz da taşları atarken bir kaçmış iki kaçmış üçüncüde "gel lan buraya it" diyerek koşturmuş üzerime. Ben önde horoz arkada bahçede gözyaşları eşliğinde ufak çaplı bir koşturmacadan sonra ben kurtarılmışım horoz bana dokunamadan. Taş atmasan o sana birşey yapmazdı, kızdırmışsın da öyle olmuş diye ben haksız çıkarılırken isyanımı edip bir kez daha gözyaşlarımı dökmüşüm. Öğlen vakti yaşanan bu olaydan sonra babaannem ve annem için akşama ne yapalım soruları cevap bulmuş, dedem horoz arkadaşımızı yakalayıp olaydan 1 saat kadar sonra kesmiş ve akşama çorba ve ızgara olmak üzere midelerimize göndermişiz şerefsiz hayvanı.
Budur işte beni olayım, neden korktun diyorlar kuştan ve tavuktan. Buyrun, anılar burada, imkan bulun siz de yaşayın, görün bakayım neler oluyor. Hadi ikinci olayda suçluyum, yangına körüklerin en ihtişamlısıyla gitmişim, zaten heyecan arayan horoz için şahane bir sebep olmuşum. İlk ve her şeyi başlatan, beni tüm kanatlılardan korkutan bu olayda benim ne suçum var peki. Kedi ve tavuğun kendi aralarındaki husumetten sonra olan bana olmuş. Düşünün ya, sadece düşünün, en sevdiğiniz hayvan başka bir hayvan demeye dilimin varmadığı yaratık tarafından hunharca katlediliyor, edilmediyse de sakat bırakılıyor, ah ben korkmayayım da kimler korksun o tavuktan. Tabi bütün bunlar pteronofobi denen bir başka arkadaşı daha gündeme getiriyor. Tüyden korkmak oluyor bu da. Şu an minicik bir serçenin tüyünü koyun önüme, gözlerimi kapatıp son duamı ederim. Büyük kapasitedeki tüylere ise hiç girmiyorum, o direkt olarak ruhu oracıkta teslim etme sebebi.
Bir insan düşünün ki, Eminönü nedir bilmesin. İzmir'de Konak Meydanı'ndan geçerken yolunu uzatsın yok yere, Betonyol denen yerde metrodan çıkarken akla karayı seçsin. Marmaris'te çeşme meydanı denen yere bir kaç yıldır güvercinler geldi geleli o hayvanlar oradayken arkadaşlarının yanına cafelere giderken rengi atsın. Gerçek hayatta karşılaşılma riski en fazla olan fobilerden biri bu. Çünkü ister köy yerinde ıssız bir yerde tatile gidin, ister metropolün göbeğinde olun kuş her yerde var. Şu an camdan cirrrik diye içeri sızmayacaklarının garantisi yok. Bir binanın 100. katında olun, cama çarpıp orada son nefeslerini verebilecek başka hayvanlar yok. Ancak o 100. katta örümcek veya yılanla karşılaşma riskiniz yok. Böcek de sıfır ihtimal neredeyse. Ama kuş hep var, kuşsuz bir dünya yok ki böyle bir dünya aslında olmalı, süper de olur. Tavuk denen organizmayı benim bildiğim çiftlikte yetiştirirsin, paketleyip satarsın sonra da. Kanat olur, but olur, ciğeri olur, bütün olur, o artık üreticinin insiyatifi. Ancak dediğim gibi, çiftliği olur orada üretilir biter gider. Nedir bu evin bahçesinde besleme isteği. Köpek besle, kedi besle, tavuğa dokunma, Banvit'in Mudurnu'nun Köytür'ün Keskinoğlu'nun çiftliklerinde yaşasınlar sakin sakin.
Postun başlığındaki beyaz ördek nasıl oraya gelebildi, nasıl tahammül edebildim bu denli korkarken diyenler olmayacak mı ? Tabii ki olacak, bu yazıyı okuyan herkes demiş olabilir belki de.. O da şöyle oluyor : Suzan anneannem bazen beni Mehmet Ali dedemle taksi durağına yolluyormuş. Şu anki Marmaris'i bilenler için konuşuyorum(İnönü stadını bilenler için konuşuyorum gibi evet), o Tansaş'ın olduğu yerde eskiden park ve minibüs durakları vardı. Büyükçe bir taksi durağı da olunca ve Mehmet Ali dedem taksici olunca ben de orada onunla vakit geçiriyormuşum. Ve o Tansaş'ın önündeki dereye durağın oradan inmek çok kolaydı eskiden. Orada suyun geçmediği yerlerde de ördek kümesi vardı, dereyle deniz arası yaşayan ördekler için. Oradaki ördeklerin yavruları varsa gidip kümesten alıp sürekli severmişim, sevdirirlermiş daha doğrusu bu talihsiz olaylar yaşanmadan önce. O günlerin etkisiyle kuşlar arasında her türden korkarken beyaz ördeklerden hiç korkmamışım, hala da korkmuyorum. Tabi gidip dokunamam ama yanımdan geçtiği zaman da bir tavuk geçerken yolumu yönümü değiştirdiğim gibi korkup kaçmam. Ama işte kuş nedir arkadaş ya, genel olarak düşününce, bir et yığını, kuyruk adı altında bir skandal çıkmış arkadan, tüm tüylerden daha uzun. Sonra gaga denen şey var biçimsiz ve anlamsız. Normal ağız ol çık işte, gaga ne. Bir de kanat olayımız var ki ne siz sorun ne ben anlatayım. Kuyruktan hallice, çırpılıp acayip sesler çıkaran sert tüyler falan... Halbuki doğru düzgün iki el-kol çıksa, olmadı keçi gibi inek gibi kolları olsa ne var sanki. O ayak denen dünya dışı şeylerinden hiç bahsetmiyorum, tamamen deri ve tüylerden ayrı bir renkte. Parmaktan bozma iğrenç pençeler ve korkunç görünen acayip şekillere giren bir yapı. Korkuyorum işte, yazarken bile garip oluyorum.. Kedi öyle mi halbuki, miyvvv dedi miydi sokulup da sarıldı mıydı olmasın benden keyiflisi, olmasın benden mutlusu.. Sus dedin mi susar, git dedin mi gider, kedi güzel, kuş şerefsiz.
Kısaca bahsedeyim bu sıradışı korkudan dedim ama uzunca yazmadan anlaşılmayacaktı. Biraz irkilip zaman zaman kalbim de hızlı çarparak yazdım ama yazmama engel olacak gibi değildi bunlar. Yine de siz siz olun kuşlu tavuklu şeyleri benden uzak tutun, durduk yere bayılmanın veya bayılmanın eşiğinden dönmenin anlamı yok.
En iyi tavuk mangaldaki tavuktur. Sonuna kadar okuyup bu sıkıntıma-korkuma-derdime kulak veren herkese teşekkürler. Benim gibi korkanlar varsa da bir şekilde haber versinler kader ortağı misali...